3T ve Üniversiteler

Klasik anlayışta bir ekonominin gücü temel iç üretim ve kişi başına düşen milli gelirle ölçülürken, küreselleşen dünyada bunun da değiştiği görülüyor.

3T ve Üniversiteler

Zira küreselleşen dünyada ekonomik rekabette kızışmakta; bu savaşta klasik bilgi ve beceriler yeterli olamamaktadır.

2000 yılında benimsenen Lizbon stratejisinin AB ülkelerini “dünyanın güçlü ekonomileri ile rekabet edebilecek” seviyeye getirmeyi hedeflemesinin amacı da buydu. Bundan dolayı inovasyon ve yenilik boyutu devreye girmektedir.

Bunun anlamı mevcut bilgileri hiç kimsenin kullanmadığı bir şekilde kullanmak ve inovasyon yapmak.
“Yenilik oluşturma” kavramının anlamı da bu: Başkasının görmediğini görmek, yapamadığını yapmak; yepyeni bir ürün, bir hizmet, bir bakış açısı.

Temel espri: “Küreselleşen dünyada tüm insanlara hitap edebilecek ürünler ve hizmetler oluşturmak. Kendini sınırlara hapsetmemek”.

Amerikalı ekonomist Richard Florida bu tür bir anlayışı “yaratıcı/yenilikçi ekonomi” olarak tanımlıyor. Yenilikçi ekonominin ne olduğunu da üç kavramla açıklıyor:

•    Talent  (Yetenek, Kabiliyet, Meleke),
•    Teknoloji (üretilen her tür ürün)
•    Tolerans (hoşgörü, tahammül).


Bunlara bu nedenle üç T formülü de deniliyor. Bizde aynı şekilde kullanacağız.
Burada bu kavramların üzerinde kısaca durmakta fayda var.

Talent kavramını dilimizde karşılayan birden fazla kelime var: Kabiliyet, yetenek, hüner. Dikkat edilirse hangi kelimeyi alırsak alalım hepsinde “Allah vergisi” dediğimiz bir anlam var. Modern Felsefenin babası R. Descartes buna doğuştan fikirler demişti. Bunun konumuz olan ekonomik gelişmeyle ilgili anlamı şu: Sorunlarımızı çözmede insanların yeteneklerinden ve kabiliyetlerinden yararlanmak durumundayız. Dikkat edilirse “insan” diyoruz. Bu insan her ırktan, dilden ve dinden olabilir. Önemli olan, bu insanları kazanmak ve kendilerini ifade etmelerinin önündeki engelleri kaldırmaktır. Allah’ın onlara bahşettiği yeteneklerini ortaya çıkaracak bir ortamı onlara sağlamaktır.

Teknoloji kavramı tam da bu bağlamda karşımıza çıkmaktadır. İyi bir eğitim almış; kabiliyet ve yeteneklerini son kerteye kadar kullanabilen insanlar her tür teknolojiyi üretmekte; toplumun karşılaştığı sorunlara yepyeni cevaplar bulabilmektedirler. Kısacası, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları çözmede yenilik oluşturmaktadırlar. Bu olguya dikkat çeken Albert Einstein "bir sorunu, o sorunu yaratan düşünce biçimiyle çözemezsiniz" demişti. Yeni düşünce biçimlerine ve bakış açılarına ihtiyacımız var.

Ancak küreselleşmenin getirdiği dini, kültürel, etnik ve fikri çoğulculuk bizi “tolerans” kelimesiyle tanıştırmaktadır. Bu kelimenin Latince aslı hoşgörüdür. Öncellikle dini anlamda “farklı dinde olanlara hoşgörü gösterme” olarak kullanılmaktadır.

Ancak çağdaş Alman Filozof Jürgen Habermas bu kavramı daha geniş bir anlamda kullanmamızı öneriyor.
O da “varoluşu, hakikat ve doğrulukla ilgili görüşlerimizin yeni dünya görüşleri ile karşılaştığı yerde” daha hoşgörülü olmak; küreselleşen dünyada kendi doğrularımıza tutunurken ve savunurken, başkalarının da doğrularına saygı gösterme olarak tanımlıyor. Dahası, bizim gibi düşünmeyen ve farkı değerlere sahip onlara kendi doğrularını ifade etme ve uyma hakkını vermek gerekmektedir.

Habermas’ın bu anlayışı hem dindar hem de laik kesimlere yeni fırsatlar sunuyor. Onun sözleriyle “sorumlu vatandaşlık ve kültürel farklılığı dengede tutmak istiyorsak dindar ve laik kesimler yeni bir öğrenme sürecine açık olmalıdırlar.”

Bunun bir anlamı, her kesimin diğer kesimi öğrenmesi kadar ondan öğrenmesi de gerektiğidir. “Hayat Boyu Öğrenme” anlayışına herkes birde bu açıdan bakmalıdır. Birçok kişi Hayat Boyu Öğrenmenin sadece bir şekilde eğitim sürecinin dışında kalanları kapsadığını düşünmektedir.

Bu anlayış yanlış olmamakla, birlikte eksiktir. Bundan anlaşılması gereken, kendimizi sürekli olarak öğrenme süreci içerisinde tutmamızdır. Başka bir ifadeyle, “beşikten mezara kadar” öğrenmeye devam etmektir.
Özetlersek, küreselleşen dünyada bir ülkenin ekonomisi kadar büyük şirketlerin ve kuruluşların ayakta durabilmesi ve hele hele rakipleriyle rekabet edebilmesi için yukarıda izah etmeye çalıştığımız 3T formülünü iyice anlamaları gerekmektedir.

Kurumlar ve şirketler küreselleşen dünyada her gün karşı karşıya kaldıkları sorunları çözmek için yetenek ve kabiliyetlere yatırım yapmak zorundadır.

Dahası, yeni ürünler üretmeli; farklı din, kültür ve medeniyetlere ait elamanlarının bir arada huzur içinde çalışması ve yaşaması için hoşgörü ortamları oluşturmalıdır.

Bir üniversitenin dünya üniversitesi olmasının bir şartının da sahip olduğu uluslararası öğretim üyeleri ve öğrencilerin sayıları olduğunu da unutmayalım.

 



Etiketler:


Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • ABD Başkanı Trump ergen gibi davranıyor!
    16 Nisan 2018, 17:06
  • Kanser olmamak için nelerden sakınmalı?
    16 Nisan 2018, 14:48
  • Çocuklardaki konuşma bozuklukları nasıl tedavi edilir?
    16 Nisan 2018, 11:39
  • Ruh sağlığının aynası uyku!
    09 Nisan 2018, 11:19
www.cialis-viagra.com.ua/sialis-tadalafil/sialis-20-mg/

injectable steroids for sale

ссылка steroid.in.ua