“Kimiz?” “Bizi ‘biz’ yapan şey ne?” Tarih boyunca tartışılagelmiş bu sorulara felsefi düzeyde bazı yanıtlar aranmaya çalışılmıştır. Birey özelinde, kişinin eşsiz özünün içerikleri büyük oranda kişilik kavramlarından oluşur; nezaket, sıcaklık, kin ve bencillik gibi. Daha derinlemesine ise, çevremizdeki dünyaya nasıl tepki verdiğimiz, sosyal tepkilerimiz, ahlâki muhakememiz, duyguları ve davranışları yönetebilme kabiliyetimizdir.

Plato ve Descartes gibi düşünürlerin de içerisinde bulunduğu filozoflar, bu deneyimleri, beyinden ayrı olarak fiziksel olmayan özlere bağladı. “Ruhlar”, insan deneyimlerinin gerçekleştiği yerler olarak tanımlandı. Bu inanca göre, ruhlar, kişiliklerimize ev sahipliği yapıyor ve ahlaki muhakemenin ortaya çıkmasını sağlıyor. Bu tarz metafizik inanışlar, günümüzde hala büyük destek görüyor. Pek çok insan, ruhların beyin gerektirmediği ve zihinsel yaşamın ölümden sonra da varlığını sürdürdüğü düşüncesiyle kendisini rahatlatmaya devam ediyor.

O halde; eğer kim olduğumuz beyinden bağımsız, fiziksel olmayan bir öze bağlıysa, beyine alınan fiziksel bir hasarın kişiyi değiştirmemesi gerekir. Fakat, oldukça fazla sayıdaki nöropsikolojik delil bunun yalnızca mümkün olduğunu değil, aynı zamanda nispeten de yaygın görüldüğünü ortaya koyuyor.

VAKA ÖRNEKLERİ

Phineas Gage, yaralanma sonrası. / Görsel Kaynak: Jack ve Beverly Wilgus koleksiyonundan.

Phineas Gage vakası, bu durumu açıklamak için mükemmel bir başlangıç noktasıdır.

1848 yılında, 25 yaşındaki Gage, bir demiryolu şirketinde ustabaşı olarak çalışıyordu. Yaptığı iş gereği, kayaları patlatmak için patlayıcılar kullanılması gerekiyordu. Bu prosedür, patlayıcı toz ve onu sıkıştırmada kullanılan demir bir çubuk gerektiriyordu. Bir anlık dikkatsizlik sonucu, patlayıcı tozun aşırı sıkışmasıyla patlama meydana gelmiş ve Gage’in elindeki demir çubuk, patlamanın etkisiyle; sol yanağından içeriye girip, kafatasını kırarak beyninin ön kısmından geçip yüksek bir hızda kafasını delip geçmiştir. Günümüz modern yöntemleri, muhtemel hasar alanının, Gage’in prefrontal korteksine ait kısımlarında olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Yere düşen Gage, sersemlemiş haldedir ancak bilinci hala yerindedir. Geçen zaman içerisinde Gage’in vücudu iyileşmiş, fakat kendisinde sıradışı davranışsal değişimler görülmeye başlanmıştır. Geçmişte iyi huylu, saygın ve zeki bir iş insanı olan Gage, sorumsuz, kaba ve agresif bir adama dönüşmüştür. Kendisi umursamaz ve iyi kararlar alamayan bir birey haline gelmiştir. Kadınlara, Gage’in şirketinde uzun süre kalmamaları önerilmiş, arkadaşları onu tanımakta güçlük çekmeye başlamıştır.

Benzer bir vaka da fotoğrafçı ve hareketli resimlerin öncüsü; Eadweard Muybridge vakasıdır. 1860 yılında, Muybridge, bir trafik kazasına karışmış ve orbitofrontal kortekste beyin hasarı geçirmiştir. Muybridge, geçirdiği kazaya dair hiçbir şey hatırlamamakta ve eski benliğinden oldukça farklı özellikler geliştirmiştir. Agresif, duygusal olarak dalgalanmalı, dürtüsel ve baskıcı bir birey haline gelen Muybridge; 1874 yılında, karısının kendisini aldattığını öğrendiği adamı silahla öldürmüştür. Avukatı, kendisinde kazadan sonra kişilik değişimlerinden kaynaklı insanite görüldüğü kapsamında savunma yapmıştır. Mahkemede verilen yeminli ifadeler, Muybridge’in farklı bir adam olduğu yönündedir.

BİLİMFİLİ