Duvarlar sıvansa da yürekteki çatlak kapanmıyor

Duvarlar sıvansa da yürekteki çatlak kapanmıyor

29 yaşındaki A.L. her akşam yaptığı gibi yatmaya hazırlanıyor. Açık olan TV'yi kapatmıyor, sadece sesini biraz kısıyor. Evdeki kız kardeşinin odasına bir göz atıyor, kapısını hafif aralık bırakıyor.

  TV'nin karşısındaki kanepenin karşısına kuruluyor, hafif uzanır gibi yapıyor. Uykusu çok ama içeride onu bekleyen yatağına gitmeyi aklına bile geçirmiyor. Bir yastık ve bir pikeyle birlikte rutin gecelerinden daha birine hazırlanıyor. 17 Ağustos Pazar bugün… 1999'da yaşanan o büyük acıların üzerinden 9 yıl geçti… Zaman akıp gitse de acının, korkunun, travmanın büyüklüğü A.L. gibi birçok insanın yüreğinden halen geçmiyor… Banyoya girdiğinde kapıyı aralık bırakarak yıkanan, eşiyle cinsel ilişki kurmakta zorlanan, çocuğunu hiçbir yere göndermeyen, kimsenin evinde kalmayan, seyahat etmeyen hatta kendi yatağında bile yatamayan birçok insan bu büyük kabustan uyanacakları günü bekliyor. Aslında iyi bir psikolojik tedavi, uzman yardımıyla bu kabustan uyanabilmek mümkün. Deprem sebebiyle binlerce kişi 'travma sonrası stres bozukluğu' tanısı ile tedaviye alındı. Kendisine ikinci bir hayat armağan eden, yeni yollar, başlangıçlar, arkadaşlar bulanların sayısı da çok. Yine de duygularını içine atan, yakınlarından bile bunu gizlemeye çalışan, en ufak bir sarsıntıda yüreği ağzına gelen insanlar hâlâ aramızda… Her deprem söylentisinde ise bu travma biraz daha büyüyor maalesef… Halkı uyarmak için yapılsa da en ufak bir söylenti bile o günleri tekrar yaşatıyor. Biz de İstanbul'da ve Marmara'da deprem senaryolarının yeniden tartışıldığı bugünlerde 17 Ağustos'tan bugüne deprem travmasını yaşamış birçok hastayı tedavi eden uzmanlara sorduk: Bir şeyleri değiştirebilmek, ayakta kalabilmek, nefes almaktan öte insanların ruhlarıyla birlikte yaşamdan zevk alabilmeleri mümkün müdür? Prof. Dr. Nevzat Tarhan yönetimindeki Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi uzmanları depremden de kazanımlı çıkmanın mümkün olduğuna dikkat çekerek, özgüvenini kaybetmeyen insanları böyle hayat olaylarının geliştirdiğini söylüyorlar. Psikiyatr Dr. Gökben Hızlı değil deprem söylentileri 17 Ağustos 1999'da depremin güneş tutulmasından sonra yaşanması sebebiyle bugün herhangi bir güneş tutulmasından sonra bile halkın endişesinin devam ettiğini belirtiyor. Dr. Hızlı, şunları söylüyor: “Gelecekte olacağına inanılan bir başka depremin abartılı şekilde beklenmesi ve sürekli deprem kaygısı ile yaşanması kişilerin hayatını olumsuz yönde etkiliyor. Oysa ülkemiz deprem kuşağında ve biz hayatımızın herhangi bir anında bu doğa olayının karşımıza çıkacağını unutmamalıyız. Üstelik de yetişkinler panik halindeyse çocuklar daha fazla panik oluyor. Bu yüzden onların yanında mümkün olduğunca depremle ilgili korkular kontrol altında tutulmalı ve çocuklara onların anlayabilecekleri düzeyde bilgi verilmelidir. Daha sağlam binalar inşa etmek, deprem anında neler yapmak gerektiğini bilmek gibi önlemleri aldıktan sonra günlük hayatımıza olağan şekilde devam etmeyi öğrenmek zorundayız.” HER YILDÖNÜMÜ TRAVMA Psikiyatr Dr. Alper Evrensel de depremi yaşamamış olanlarda bile yanlarında fazla konuşulduysa etkilenme gözlediklerini söylüyor. Yıldönümlerinde eski deprem fotoğraflarının konulmasının bile travmayı tetiklediği kanısında olan Dr. Evrensel, şuna dikkat çekiyor: “Depremin yıldönümünde, rahatsızlığı olan bu kişilerin şikayetlerinde alevlenme görüyoruz. Tedavide ilaçların yanında terapi desteğiyle etkinliğin arttığına dair gözlemlerimiz var. Depremi yaşayanların korku ve kaygıları da aile içinde aktarılabiliyor. Bu konu ev içinde o kadar fazla işleniyor, kaygı uyandıran bu olaydan öylesine kaçınılıyor ki, depremi yaşamamış olanlarda bile yaşamış gibi etkiler gözlenebiliyor. Depremin hemen sonrasında olduğu gibi yıldönümlerinde de medyada sürekli yıkıntıların, harabeye dönmüş evlerin ve yaralıların tekrar tekrar gösterilmesi travmatik etkinin artmasına yol açabiliyor. Medyanın konuyu işlerken daha çok bilgi paylaşımı tarzında görüşlere yer vermesi, görsel materyal kullanmaması uygun olacaktır. Böylelikle depremi yaşamamış olanların travmatize edilmesi engellenmiş olabilecektir.”  

Göz hareketleriyle travma önlenebilir mi?

Dr. Ercüment Doğan, EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing / Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) yöntemiyle büyük travma yaşayan kişilerin tedavilerinde başarılı olunabileceğine dikkat çekiyor. Dr. Doğan yöntemin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor: “EMDR'deki göz hareketlerinin REM uykusundakine benzer bir etki yaptığı düşünülmektedir. Bu tekniklerin tamamının ortak noktası, REM uykusundakine benzer bir biçimde, travmatik anıların kortikal entegrasyonunu kolaylaştırmasıdır.” EMDR'nin amacının kişinin olumsuz yaşantı ile bilgiyi hızlı bir şekilde işlemesini sağlamak olduğunu belirten Dr. Doğan, “EMDR ile çift yönlü uyarma sırasında, danışandan sıkıntı veren sahne, düşünce, duygu ve beden duyumsamasına odaklanması istenir. Bu süreç sonucunda geçmişte daha önceden sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı harekete geçmekte yetersiz kalmış olan adaptif bilgi işleme süreci harekete geçer ve geçmişte yaşanan olumsuz olay ya da durumun yol açtığı duygusal sıkıntının kaldığı yerden işlenmesi sağlanır. EMDR tedavisi, tek bir travma söz konusu olduğunda 1 ila 4 seans arasında, sonuçlanabiliyor. Daha zor problemlerde tedavinin süresi uzayabilmektedir” diyor.

Enkazda çıplak kalırım korkusuyla sevişmiyorlar

Uzman Psikolog Çiğdem Demirsoy, hastalarında gördüğü ortak tepkileri sıraladı: “Deprem travması, eşlerin cinsel yaşamını o dönemde olumsuz etkiledi ancak halen bu durumu çözememiş vakalara da rastlanıyor. Cinsel ilişki sırasında depremin tekrar edebilme kaygısı yaşayan bu kişilerin travmalarını çözmeleri için psikoterapi uygulamalarından yararlanıyoruz. Anne veya babanın olası bir deprem tehlikesi için yanında olmalarını istediği için çocuklarıyla birlikte yatmaları da cinsel yaşamı uzunca bir süre kesintiye uğrattı. Ayrıca 'cinsel ilişki sırasında deprem olursa çıplak bir şekilde enkazda kalabilirim' düşüncesi çok yaygınlaşmıştı. Ayrıca bu durumda cenabet olarak ölebilirim vb. düşünceleri seanslarımızda dile getirenler olmuştu. Yaptığımız testlerle ve terapilerle gerekiyorsa hekim desteği de alınmasını sağlayarak bu sorunları aşmalarına yardımcı oluyoruz.”

Deprem korkusuyla çocuklar altını ıslatabiliyor

Prof. Dr. Nevzat Tarhan da depremden sonra yaşanan korku ve kaygının çocukları çok etkilediğini belirtiyor. Tarhan'a göre parmak emme, altını ıslatma, kabus görme, yalnız yatamama, büyüklerin yanından ayrılmama, tutunma isteği ve sık sık boyna sarılmak sık görülen davranışlar. Bu gibi durumlarda okul başarısının da çok etkileneceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Diğer tarafta okul başarısı etkilenebilir, öfke nöbetleri, içe kapanmalar sıkça rastlanır. Sebebi bulunamayan mide bulantısı, karın ağrısı, baş dönmesi, uyku bozukluğu, neşesizlik ve durgunluk 1-2 ay sonra bile çıkabilir” diyor. Neler yapılması gerektiğini ise Prof. Dr. Tarhan şöyle anlatıyor:

“Özellikle 9 yaşın üzerindeki çocuğun tehlikeyi anlamasına yardımcı olmak gerekir. 'Bir acı yaşanıyor bu acıyı yaşayıp katlanacağız' mesajı vermek gerekiyor. Büyükler sabırlı, kararlı, cesaretli, yardımsever, şefkatli olurlarsa çocukların ruh sağlığında kalıcı bozulmalar olmayacaktır. Çocuklarla daha fazla zaman geçirmek gerekiyor. Onlara sarılıp, dokunup, yalnız olmadıkları duygusunu vermeliyiz. Çocukların duygularını, düşüncelerini ifade etmelerine fırsat vermeliyiz, oyun oynasınlar, resim çizsinler, gün boyu yorulsunlar serbest bırakalım. Hayatın normale döndüğü duygusu çocukları rahatlatacaktır. Deprem çilesinin çocuklarımızın erken olgunlaşmasına neden olduğunu söylemek gerekir.” ÖZGÜVENİNİZİ KAYBETMEYİN Prof. Dr. Nevzat Tarhan insanların psikolojik olarak eskisi gibi sağlıklı hale gelmesi için şunlara dikkat etmesi gerektiğini söylüyor:
  •  Hayatın zor bir döneminden geçiliyor. Toparlanmak için bir zamana ihtiyaç vardır.
  •  Bu olayı düşünen herkes sizin hissettiklerinizi hissetti, acıları paylaşmak acıları azaltacaktır. Fakat acıyla yatıp acıyla kalkmak insanın beyin enerjisini tüketecektir. Şu kuralı unutmayın:

Çaresi varsa çaresine bakılacaktır, üzülmeye değmez, çaresi yoksa üzülseniz de sonuç değişmeyecek daha fazla üzülmeye değmez.

  •  Yorgunluk, açlık ve uykusuzluğun bedeninize çok zarar verdiğini unutmayınız.
  •  Alkol ve uyuşturucu ilaçlardan uzak durun, ilgili hekimin verdiği uyuşturucu olmayan ilaçlar çok işe yarayacaktır.
  •  Depremden kazanımlı çıkmak mümkündür. Özgüvenini kaybetmeyen insanları böyle hayat olayları geliştirmektedir. Tıpkı serçenin kaçma yeteneğinin Atmacanın saldırıları ile geliştiği gibi.

Bir hayat olayı yaşadık, sosyolojik psikolojik sonuçları olacaktır. Kabullenip, isyan etmeyecek dersler çıkararak, aklımızı başımıza alacak daha iyi insan olma yönünde özeleştiri yeteneğimizi geliştirerek bu dönemden Türkiye olarak kârlı çıkmamız mümkündür.

Devletin de yapacağı şeyler çok önemlidir. İnsanların kaybedilen güven duygusunun kazanılmasına yardım edici destek gerekir. Devletin hazırlıklı ve örgütlü olması panik, kaos ve dedikoduları önleyecektir. Bakım, tedavi ve rehabilitaston faaliyetlerinde devletin şefkatli bir hekim gibi davranması insanlarımızın güven duygusunu ve yaralarının sarılacağı inancını pekiştirecektir.

Gece rahat uyuyamıyor gecelik giymiyorlar

Uzman Psikolog Zehra Erol, travma sonrası stres bozukluğu tedavisi için gelen hastaları hakkında şu bilgileri veriyor: “Hastalarımızda yatakta rahat yatamamak, banyo yapamamak, gece uyurken giyeceği kıyafetleri olayı düşünerek seçmeyi sıklıkla görülüyor. Günlük yaşam içinde gerçekleşen olaylar da kişiyi daha duyarlı hale getiriyor. Örneğin ayağa kalkarken masa sallansa akıllarına hemen deprem geliyor ve irkiliyorlar. Buna kalp çarpıntısı, titreme, terleme vb. bedensel tepkiler de eşlik ediyor. 'Her an bir şey olabilir, tetikte olmalıyım' düşüncesiyle uykuya dalmakta güçlük çekiyorlar. Depremle ilgili görüntüler de zihinlerini sıklıkla meşgul ediyor. Çabuk sinirlenme, kolay öfkelenme, suçluluk duyguları ve yoğun bir keder hali gözlemliyoruz. Maalesef bu belirtileri 9 yıldır gösteren ve bize yeni başvuran hastalar da oluyor. Örneğin depremi İzmit'te yaşayan hastamız Ayşe Hanım, aradan 9 yıl geçtiği halde halen banyoya girdiğinde kapıyı açık bırakıyordu. Bu yıl dünyaya gelen 6 aylık oğlunu da evde başkasıyla birlikte bırakmakta zorluk yaşıyordu. Ancak psikiyatrik, bireysel psikoterapi ve grup terapileriyle bunları yavaş yavaş bırakmaya başladı.”

Türkan Yılmazer

KAYNAK:



Etiketler: depremzede deprem travması deprem korkusu deprem psikolojisi deprem


Psikoyorum TV Arşivi Üsküdar Üniversitesi Televizyonu TANPA - Türk Amerikan Nöropsikiyatri Derneği TBHD - Tedavisel Beyin Haritalamaları Derneği
BİLGİ PARKI
ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Duygusal zeka doğuştan gelen bir özellik midir? Arttırılabilir mi?
    24 Mayıs 2019, 11:34
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda farklı tedavi yöntemleri var mı?
    23 Mayıs 2019, 11:34
  • Alerjiler genetik midir? Vücutta neden alerji gerçekleşir?
    21 Mayıs 2019, 09:34
  • Şizofreni nasıl anlaşılır? Mevsimsel geçişler tetikliyor mu?
    20 Mayıs 2019, 13:41
женская виагра заменитель

дапоксетин побочные действия

сколько стоит левитра